2020’ye dair öngörüler. İş ve hayata dair öneriler

Kötümser gözlerle bakarsak ne görüyoruz?

Covid-19 salgını bugüne kadar bildiğimiz hiçbir krize benzemiyor. Üstelik etkileri öyle kolayca geçecek gibi de değil. Salgının birinci dalgasını kazasız belasız atlatsak bile önümüzde bizi bekleyen ikinci ve üçüncü dalgaları var. Eğer virus kendiliğinden mutasyona uğrayıp ortadan kaybolmazsa veya insanlık mucizevi bir ilaç bulamazsa 2020’nin neredeyse tamamının karantinalarla, sınırlandırmalarla geçireceğiz. Yani alıştığımız eski hayatımıza neredeyse bir yıl ara vermiş olacağız. İş yerleri kapalı kalacak. İnsanlar AVM’lerden uzak duracak. Butikler, kafeler, restoranlar ve sinemalar boş kalacak. Turizm, ticaret, finans, hizmet, üretim, altyapı ve tarım alanlarında zorluklar yaşayacağız ve birçoğumuz bu durumdan ciddi şekilde etkilenecek. Belki de sonuç olarak, Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik daralmasına şahitlik edeceğiz.

Resme bu şekilde bakınca, insanın bir çare düşünesi, çözüm için harekete geçesi bile gelmez. Öyle değil mi? Belki genel tablo bu kadar kötü olacak ama her şeyi daha kötü yapacak şey, hiçbir şey yapmamak olacak. Yani şu anda Türkiye’deki birçok şirketin sadece bekleyip görmek üzere her şeyi dondurması gibi. Bekleyenlerin görüp görecekleri şey, bir şeyleri düzeltmek için artık çok geç kaldıkları olacak.

İyimser gözlerle bakarsak ne görüyoruz?

‘Böylesine dehşet verici bir krizin iyi tarafı mı olur’ diye sorabilirsiniz. Ancak ne kadar kötü olursa olsun her zorluğun içinde birçok fırsat da vardır. Yani eskilerin dediği gibi ‘her şerde bir hayır vardır’. Hayatımıza bildiğimiz anlamda devam etmemize engel olan her durum, yolunda gitmeyen şeyleri fark etmemiz ve bunları değiştirmemiz için bize sunulmuş fırsatlardır. Her zorlu duruma verebileceğimiz üç farklı tepki vardır:

1) KAÇMAK- Tehlikeden aşırı korkmak, donup kalmak, uzaklaşmaya çalışmak veya saklanmak

2) SIZLANMAK- Kurban rolünü seçmek ve yaşadığımız olumsuzluklar için kendimize acımak

3) SAVAŞMAK-Yaşadığımız durumun işaret ettiği değişim mecburiyetini kabul etmek, işe yaramayan eski alışkanlıklarımızı bırakmak, çözüm için harekete geçmek.

Hayat cesurları sever diye bir söz vardır. Her zorlu durumdan güçlenerek çıkanlar, kaçanlar veya sızlananlar değil, kalıp savaşmayı seçenlerdir. Bu dönem savaşmayı seçenler için altın değerinde bir fırsat sunuyor.

Krizin işaret ettiği fırsatlar neler?

  1. Bildiğimiz her ezberin yıkıldığı veya yıkılmakta olduğuna şahit oluyoruz. Demek ki, eskisi kalmaya, eski alışkanlıklarımızla devam etme lüksümüz yok. Ev hayatı, günlük yaşam temposu, zaman kavramı, alışveriş kavramı, satış kanalları, para ve ödeme araçlarıyla ilişkiler DEĞİŞİYOR. Yani müşterilerin hayatlarındaki acı ve külfet noktaları değişiyor. İhtiyaçları, beklentileri ve markalarla olan ilişkileri de öyle. Bu yüzden yapmanız gereken ilk şey, bu değişim dalgasının markanız için hangi yeni fırsatları sunduğunu bulmak. Müşterinin hayatındaki yeni acı ve külfet noktaları yeni marka çözümlerini, marka değer teklifinizin yeni koşullara göre revize edilmesini gerektiriyor.
  2. Toplum, insanlar ve ekonomik koşullar değişirken şirketlerin aynı kalmaları düşünülemez. Şirketinizin tedarik yönetimini, üretim ve tüm diğer yönetsel fonksiyonlarını yeni ‘normalle’ uyumlu hale getirmelisiniz. Tüm âtıl süreçlerden, verimsiz kaynak yönetimi anlayışından ve silolar halinde çalışan iş fonksiyonlarından kurtulmalısınız. Şirketinizi bugün yeniden kuracak olsaydınız nasıl bir şirket tasarlardınız? Artı değer yaratma modeliniz, altyapınız, sistemleriniz, süreçleriniz, insan kaynaklarınız nasıl olurdu? İşte sormanız gereken temel sorular bunlar. Bu dönemin geçip gideceği yanılmasına sakın kapılmayın. Yaşadığımız bu krizin sonrasında hayat bugüne kadar bildiğimiz gibi olmayacak. Bu yüzden zaman bekleyip görme zamanı değil. Harekete geçme ve dönüşüm zamanı.
  3. Zorluk zamanlarında birçok insan probleme odaklanır. Bu yaygın bir insan tepkisidir. Ancak başarılı insanların ortak özelliği, zor bir durumla karşılaştıklarında probleme değil, çözüm yollarına odaklanmalarıdır. Sizin için ne kadar zor olursa olsun, bu dönem sorunun üzerinde düşünme zamanı değil. Çözüm üretme yeteneğinize her zamankinden daha çok ihtiyacınız var. Eğer şu ana kadar şirketinizde bir kriz komitesi oluşturmuş ve kriz yönetimi yapıyorsanız, ilk işiniz bunu terk etmek olmalı. Bu krizi kriz yönetimi ile aşamazsınız ancak yaratıcılık ve inovatif düşünce ile aşabilirsiniz. Bu yüzden şirket içinde ekiplerinizin yaratıcılığını ve çözüm odaklı düşünmesini sağlayacak bir ortam oluşturmalısınız. Üstelik çözüme odaklanmanın çalışanların moralini ve enerjisini de yükselttiğini hayretle fark edeceksiniz. Motive ve çözüm peşinde olan bir ekiple aşamayacağınız hiçbir zorluk olamaz.

Elbet bir gün bu kriz de bitecek. Belki hayatımız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Bu süreçte asıl olan elimizdekilere tutunmak ve biteviye çırpınmak değil, yeniye ve farklıya uyum sağlayabilmek.

Sağlıcakla kalın.

Bora Alçı

Kurucu,

Argus Growth Agency: Türkiye’nin lider büyüme danışmanlığı şirketi

Argus Growth Agency şirketlerin ve markaların büyüme performansını geliştirecek danışmanlık, analiz ve araştırma hizmetleri sunar. Büyüme hedeflerinizi gerçekleştirmeniz için size de yol göstermemizi isterseniz bize ulaşın: hello@argusga.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir